19 Ağustos 2017 Cumartesi

HEM MAĞDUR, HEM ARAÇ

Psikolog Fahriye Cengiz’e göre çocuğa şiddet ‘olağan’ hale geldi

05 Mayıs 2014 Pazartesi 18:47
HEM MAĞDUR, HEM ARAÇ
 


ABİDİN YAĞMUR

 

İştar Kadın Danışmanlık Merkezi uzmanlarından psikolog Fahriye Cengiz, aile içi şiddet sorununda çocukların şiddetin hem mağduru, hem aracı olduğunu belirtti ve “Eşine şiddet uygulayan yetişkin erkek, eşine ceza vermek için çocuğunu da dövüyor. Kimi vakalarda şiddet mağduru kadın çocuklar üzerinden tehdit ediliyor” dedi.  Çocuk cezaevlerinde ve dışarıdaki çocuklara karşı fiziksel şiddetin normalleştiğini, kabul edildiğini de kaydeden Cengiz, “Çocuğa yönelik şiddet ancak cinsel istismar ya da tecavüze dönüştüğünde toplumun vicdanı sızlıyor” görüşünü dile getirdi.

Türkiye, çocuk cezaevlerindeki şiddet, taciz ve tecavüz vakalarıyla 2012 yılında Pozantı Çocuk Cezaevi’nde yaşananların gün yüzüne çıkmasıyla yüzleşmişti. Benzer bir haber geçtiğimiz günlerde, Adana Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi’nden geldi. 15 yaşındaki F.O, cezaevinde kaldığı süre içinde taciz ve tecavüze uğradığını iddia etti ve konu yeniden gündeme geldi.

Bir grup sivil toplum örgütü tarafından sürdürülen ‘Çocuk Cezaevleri Kapatılsın’ kampanyasının aktivistlerinden, Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi uzmanlarından psikolog Fahriye Cengiz, benzer skandalların yaşandığı Pozantı, Şakran ve Sincan cezaevlerinde kalan çocuklarla yaptığı görüşmeler ışığında, çocuk cezaevleri ve çocuğa şiddet sorunlarını değerlendirdi.

 

Vukuatlı cezaevini kapatmak çözüm değil

 

Pozantı skandalının ortaya çıkmasının ardından, çocuk tutuklu ve hükümlülere baskının artığına dikkat çeken Cengiz, “Pozantı kapatılınca bu sorun hepimizin gündeminden çıktı. Tek sorun Pozantı gibiydi ama peşinden Şakran, Sincan, Mardin cezaevlerinde de benzer şeylerin yaşandığı ortaya çıktı. Mesele sorun nerede yaşanmışsa orayı kapatmak değil. Mesele, çocukların yaşamından cezaevini çıkarmak” dedi.

Çocuk cezaevlerinin çocukları topluma kazandırmadığının, aksine izole ettiğinin görüldüğünü kaydeden Cengiz, Adalet Bakanlığı’nın bu konuda bir eylem planına sahip olmadığı gibi bağımsız sivil toplum örgütlerinin işbirliğine de kapalı olduğunu iddia etti.

 

Şikâyetler gardiyanların tavrına takılıyor

 

Cengiz, çocuk cezaevlerinde yaşanan şiddet ve taciz olayları, şikâyet ve denetim mekanizmaları ile ilgili şu görüşleri dile getirdi:

“Olaylar genellikle ‘siyasiler adlilerin arasına konuluyor, onlar da siyasilere baskı yapıyor’ şeklinde yansıtıldı. Zaten çocukların bu şekilde ayrıştırılması hak ihlali. Cezaevleri idareleri, çocuğu çocuğa kırdıran bir politika izliyor. ‘Siyasi’ çocuklara devlet tarafından yapılan baskı, ‘adli’ çocuklara model oluyor. Cezaevlerindeki şiddet taciz ve tecavüz boyutuna geldiğinde kamuoyuna yansıyor. Bu da mağdur çocukların çıktıktan sonra toplumdan izole olmasına neden oluyor. Cezaevlerinde dayak, işkence, uzun süre hücre cezası, psikolog ya da sosyal hizmet uzmanlarının ideolojik yaklaşması gibi hak ihlalleri de oluyor. Ama çocuklar cezaevinden tahliye edilirken yaşadıklarını anlatmamaları yönünde tehdit ediliyor. Mağdur çocuklar genelde cezaevinden çıktıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Ama şartlı salıverilmişse anlatmıyor. İçerdeki çocuklar, can güvenliklerinin olmadığını düşündükleri anda psikolog ya da avukata başından geçenleri anlatıyor. Şikâyet mekanizması aşırı bürokrasi nedeniyle işlemiyor. Çocuğun cezaevi müdürü ya da savcıya ulaşabilmesi için önce gardiyanları aşması gerekiyor. Darp ve şiddetle ilgili şikâyetlerde, bedendeki izler silindikten sonra savcı ya da müdürle görüşme sağlanıyor.”

 

Toplum, çocuğa şiddeti olağan görüyor

 

Cengiz, toplumun, ‘dışarıdaki’ çocuk istismarı ya da tecavüzlerine karşı duyarlı olduğunu, cezaevlerinde yaşanan vakalara karşı ise ‘duyarsız’ kaldığını belirtti. Gündelik hayattaki çocuğa yönelik şiddet vakalarının da ‘normalleştiğini, olağan görüldüğünü’ savunan Cengiz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplumun genel yapısı ele alındığında, şiddetin bizim toplumsal yaşamımızda, günlük hayatımızda yerinin olduğu görülüyor. Şiddet devlet tarafından bile meşrulaştırılıyorsa, bunun toplumda kabul görmesi şaşırtıcı değil. Çocuğun ailede şiddet görmesi, okulda şiddet görmesi, karakolda şiddet görmesi artık normal olarak görülüyor. Normal görülmeyen şey cinsel istismar ve şiddetin ölümle sonuçlanması. Çocuğa yönelik şiddet ancak cinsel istismar ya da tecavüze dönüştüğünde toplumun vicdanı sızlıyor. Biz şiddet mağduru kadın ve çocuk çalışmalarını birbirinden ayırmıyoruz. Yaptığımız görüşmelerden çıkardığımız tespitler var. Şiddeti uygulayan genelde yetişkin erkek. Bu erkekler için her türlü şiddet kanalı açılmış ve çocuğa bakışları kadına bakışlarıyla aynı. Çocuğu birey olarak görmüyoruz. Bir parçamız olarak görüyoruz ve çocuk üzerinde her tür hakkı iddia ediyoruz, bunun başında da şiddet geliyor. Aile içinde sürekli şiddet gören çocuk, bir süre sonra okulda, dışarıda karşılaştığı şiddeti normal görüyor. Ve bir süre sonra istismara açık hale geliyor. Kadının şiddet gördüğü aile içinde çocuk bir süre sonra şiddetin doğrudan mağduru haline geliyor. Bazı vakalarda ise çocuk, şiddetin aracı olarak kullanılıyor. Karısına ceza vermek için, karısını bağlayıp 3 çocuğunu döven erkeklerle de karşılaştık. Erkeklerin, çocukları ‘sana göstermem’ diyerek kadına karşı bir tehdit ve şiddet aracı olarak kullandığına da, ‘çocuklara ben bakmam, boşanırsak sen bakarsın’ diyerek ekonomik baskı aracı olarak kullandığına da tanık oluyoruz. Ev içerisinde baba, anne, çocuk hiyerarşisi var. Erkek kadına, kadın çocuğa şiddet uyguluyor. Biz toplum olarak şiddetten başka ceza yöntemi bilmiyoruz. Çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi, toplumun dönüşmesiyle, bütün hak ihlallerinin sıfırlanması ile mümkün.”

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV