21 Ağustos 2017 Pazartesi

Dinçer, darbe döneminin ‘vahşiliğini’ gözler önüne seriyor

ABİDİN YAĞMUR’UN HABERİ

27 Nisan 2014 Pazar 17:32
Dinçer, darbe döneminin ‘vahşiliğini’ gözler önüne seriyor
 1981 yılında idam edilen Veysel Güney’in mezarı hâlâ bulunamadı. Ethem Dinçer, Veysel’i arama çalışmalarını ve 12 Eylül’ün hukuksuzluğunu belgelerle anlatan bir kitaba imza attı

 

İdam edilen bir devrimcinin cenazesini ailesine vermeyen, ‘adresiz’ bir mezara gömen ama çatışmada öldürülmüş bir militanın kanlı pantolonunu ve kemerini 4 yıl sakladıktan sonra tutanakla imha eden bir devlet anlayışı... Ethem Dinçer, ‘Sizin Veysel’ adlı araştırma-inceleme kitabında hem idam edildikten sonra kaybedilen Veysel Güney’in izini sürüyor, hem 12 Eylül askeri darbesinin ardından gelişen hukuki ve bürokratik acımasızlığı belgeleriyle ortaya koyuyor. Veysel Güney’in mezarını arama çalışmalarının hâlâ sürdüğünü ancak elde ettikleri bilgileri şimdilik kamuoyuyla paylaşmayacaklarını belirten Dinçer, “Veysel’in mezarının bulunması, 12 Eylül darbecileri açısından zamanaşımı zırhını ortadan kaldıracaktı. Bunun için mezarı bulmamız engellendi” diyor.

Veysel Güney, 1980 yılının Aralık ayında, Devrimci Yol örgütü üyesi olmak ve bir çatışma sırasında teğmen Şahin Akkaya’yı öldürmek suçlamasıyla tutuklandı, Adana Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 2 duruşma sonunda idama çarptırıldı ve 1981 yılının Haziran ayında 24 yaşında idam edildi. Gaziantep’te gerçekleştirilen infazın ardından, tarihte eşine az rastlanır bir hukuksuzluk örneği sergilendi: Veysel’in cenazesi de, geride kalanları ‘sizin Veysel’ diye selamladığı veda mektubu da ailesine verilmedi!

Yazar Ethem Dinçer, Veysel’i arama çalışmalarında yaşadıklarını, tanık olduklarını, ellerine ulaşan belgeleri, dönemin tanıklarının anlatımlarını ‘Sizin Veysel’ adlı kitapta topladı. Nota Bene Yayınları’ndan çıkan kitabın, sadece Veysel Güney’i anlatmadığını, 12 Eylül zihniyetini belgeleriyle, resmi yazışmalarıyla anlatan bir kitap olduğunu belirten Dinçer ile, Veysel Güney’i ve ‘Sizin Veysel’i konuştuk:

-Veysel’in mezarını arama girişimleri nasıl başladı? Süreçte neler yaşandı? Şu an mezarın aranması çalışmalarında son durum nedir?

Ethem Dinçer: 78’iler hareketi 2000’li yılların başında etkinliğini ortaya koymaya başladı. Dörtleme diye adlandırılan bir manifestosu vardı 78’lilerin. Dörtlemeden biri de ‘geçmişin güncellenmesiydi’. Darbe öncesinde ve hemen sonrasında yaşanan pek çok olay unutulmuştu. Veysel Güney’in kayıp mezarı ve mektubunun gündeme gelmesi Mersin 78’liler Derneği’nin ‘geçmişin güncellenmesi’ çabalarına yaptığı katkılardan biridir.  Süreç epey detaylıdır. Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı’na, belediyesine, bakanlıklara Veysel’in cenazesinin teslim edilmesi için başvurular yaptık. Başvurulara önce olumsuz cevaplar gelse de sonra gazetecilerin de çabasıyla mezarlık kayıt defterlerine ulaştık. Veysel 10 Haziran 1981’de idam edilmişti. Gaziantep Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü Kayıt Defteri’nde 9 Haziran 1981’e ait son kayıt inanılmazdı. Kimlik hanesinde ‘hüviyeti meçhul’ yazan, geldiği yer ‘orduevi’ olan, ‘asılarak idam edildiği’ görülen bir kişi kayıtlıydı. Eski bir mezarlık görevlisi bu mezarı bize gösterdi. Savcılığa başvurup açtırdık. DNA testleri için örnekler alındı. Buraya kadar her şey ‘normal’ gidiyordu. Ne zaman ki ‘cenazenin bulunması zaman aşımı sürecini durdurur, darbeciler bu suçtan yargılanabilir’ söylemleri ortaya çıktı, o zaman devlet refleksleri de ortaya çıkmaya başladı. İstanbul Adli Tıp, Ankara Adli Tıp, yol kenarına saçılmış adli tıp mühürlü iskeletler derken cenazeye ‘bulamadık’. Daha sonra iki mezar daha açtırdık. Bunlar da tamamen boş çıktı. Dışarıda yaptırdığımız DNA testleri, açılan başka mezarlardan alınan örneklerin incelenmesi gibi konuları ise şimdilik açıklayamıyoruz.  Arama sürecinde en ilginç noktalardan biri de mahkeme dosyasında bulduğumuz bir belgeydi. Savcı, adli tabip ve cenazeyi teslim alan yüzbaşının imzasını taşıyan bu belgeye göre ‘Yüzbaşı Burhan Erdem cenazeyi babasına teslim etmek üzere’ teslim almıştı. Ama teslim etmemişti. Bu yüzbaşıya ilişkin suç duyuruları, imza kampanyaları, meclis araştırma önergeleri verildi ama adamdan ses çıkmadı. En son adresini belirterek bir kez daha suç duyurusunda bulunduk, zaman aşımı gerekçe gösterilerek bu da reddedildi.

-Veysel’in gözaltına alınmadan önce girdiği bir çatışmanın ayrıntılarına da kitapta yer veriyorsunuz? Olay yerinde ölen teğmen Şahin Akkaya’nın Veysel tarafından vurulmadığına dair şüpheler var sanırım. Bu konuda sizin izleniminiz nedir?

E.D: Teğmenin ölümü Veysel’i idama götürmüştür. Ancak bu çatışma soru işaretleriyle doludur. Öncelikle görüştüğümüz bazı kişiler ‘teğmenin sosyal demokrat olduğunu, infaz edilmiş olabileceğini’ vurguladılar. Çatışmanın yaşandığı evi de gezmiş biri olarak teğmeni Veysel Güney’in vurma olasılığının çok düşük olduğunu, hatta neredeyse imkansız olduğunu söyleyebilirim. Teğmen mutfağın balkonunda alnından tek kurşunla vurularak öldürülmüş. Mutfağın içine girmeden balkondaki birine kurşun atmak mümkün değil. Veysel’in mutfağa geçmesi için holden geçmesi gerekiyor. Hol, asker ve polisler tarafından tutulmuş durumda. Mutfağa geçebilmesi onlarca kurşun yemeden mümkün görünmüyor. Polislerin konuya ilişkin savcılığa verdiği ifadeler ilginç. Hepsi de ‘teğmeni eve girerken görmedik’ diyorlar. Tek girişli bir evden ve operasyonu yürüten bir komutandan söz ediyoruz. Bir polis memuru ifadesinde ‘mutfağa ateş ettiğini’ söylüyor. Savcı da olaydan şüphe duymuş olmalı ki teğmenden çıkan kurşunu balistik incelemeye gönderirken polislerin silahını da istiyor. Teğmenden çıkan kurşun hastaneden ‘mühürsüz’ teslim alınıyor, onlarca silah ve yüzlerce mermi başka bir şehirde olaydan bir gün sonra ‘inceleniyor’,  rapor tutuluyor.

Özetle, teğmen ya yanlışlıkla ya da bilerek çok büyük olasılıkla polislerden biri tarafından vuruluyor. Çatışmanın 12 Eylül darbesinden üç ay sonra gerçekleştiğini, hem devrimcilerin hem de MHP’lilerin asker ve polis içerinde o süreçte hala örgütlü olduğunu vurgulamak gerekiyor.

-Dava dosyasına giren, idam öncesinde ya da sonrasında yaşananları anlatan belgeleri incelediniz.  Gördüğümde çok şaşırdım, sarsıldım dediğiniz bir belge, bir ayrıntı var mı?

E.D: Veysel’in yargılanması o kadar trajik ki.  ‘Mezarıma yumruklu yıldız kazın’ diyecek kadar Devrimci Yol’u sembollerine kadar benimsemiş bir insan mahkemede Devrimci Yol üyesi olmaktan beraat ediyor! Mahkeme kararı uzatmamak, yargılamayı başka noktalara taşımamak için teğmeni öldürmekten idam, Devrimci Yol üyesi olmaktan beraat veriyor. Veysel de büyük olasılıkla yargılama başka arkadaşlarına sıçramasın diye Devrimci Yol’cu olmadığını söylüyor. DY’li olduğu kabul edilse, toplu davalardan da yargılansa yargılanma süreci uzayacak ve büyük olasılıkla 1991 yılında cezaevinden çıkıp bugün aramızda olacaktı.

Dosyada birbirinden çarpıcı onlarca hukuk tanımaz belge var. Pek çoğuna kitapta yer vermeye çalıştım. İlginçlerinden biri de ‘avukat istiyorum’ belgesi. Veysel, karar duruşmasından bir gün önce dilekçeyle avukat istediğini belirtiyor. Dilekçe mahkeme bittikten, idam kararı verildikten iki gün sonra işleme konuluyor. Yani avukatsız yargılanıyor. Başka bir belgeyse Veysel’in idamından dört yıl sonra dosyaya giriyor. Veysel’in yanında öldürülen diğer devrimci Ali İhsan Özer’in pantolon ve kemeri dört yıl sonra imha ediliyor. Bir asker, iki subay ve bir savcının imzasını taşıyan belge dosyaya da giriyor. Hiçbir işe yaramayacak pantolon ve kemer dört yıl saklanırken Veysel’in cenazesi 33 yıldır bulunamıyor.

-Kitaba giren ya da giremeyen belgeleri incelediniz. Bilgileri toplu olarak değerlendirdiğinizde, 12 döneminde nasıl bir toplum ve hukuk manzarası çıkıyor ortaya?

E.D: 12 Eylül için söylenebilecek ilk cümle ‘vahşettir’. Ruhu faşizmdir. Hukuk tanımazlığın en üst noktalarına ulaşılmıştır. 12 Eylül idamlarının en önemli gerekçesi ‘direnişleri kırmaktır’. O süreçte idam edilen devrimcilerin büyük çoğunluğu darbeye direniş gösterdikleri için idam edilmişlerdir. Darbeciler direnişin yaygınlaşmasını engellemek için ele geçirdikleri direnişçileri bazen tek duruşmada, bazen iki duruşmada ‘yargılayarak’ idam etmişlerdir. Serdar Soyergin’in yakalanma, yargılanma ve idam süreci sadece 42 gündür. Veysel’de bu süre 160 gün civarındadır. Yargılananların çoğunun avukat tutmasına izin verilmemiştir. Devrimcilerin davalarına girme cesareti gösterebilen pek çok avukatın ‘sanık’ konumuna düşerek cezaevinde yattığını söylersek sanırım durum daha iyi anlaşılır. 12 Eylül’ün hukuk anlayışı ‘hukuksuzluktur’.

 -Sizce Veysel’in cenazesi neden ailesine verilmedi. Onu idam edilen diğer devrimcilerden ayıran bir özellik mi vardı? Yoksa tamamen cezaevi idaresinin, askeri yetkililerin kastı veya ihmali mi var?

E.D: Veysel’i diğer devrimcilerden ayıran bir özelliğe rastlanmıyor. Belki şu söylenebilir. Veysel Devrimci Yol hareketinden idam edilen ilk devrimcidir. Ve bildiğimiz kadarıyla Devrimci Yol o süreçte ülkede sayısal güç olarak en kuvvetli örgüttür. Darbeciler bir Devrimci Yol militanını astıklarında ‘karşı bir saldırı’ gelebileceğini varsaymış olabilirler. Cenaze ve bir mezar yerinin ‘intikamı’ ateşleyebileceği düşünülmüş olabilir. Veysel’in köyünün de içinde yer aldığı bir güzergahta (Malatya) o dönem Devrimci Yol’un kır gerillalarının olduğu biliniyor. Teğmenin ‘infaz edilmiş’ olma olasılığı da cenazenin saklanmasına yol açmış olabilir. Olay unutulsun istenmiş olabilir. Başka bir olasılıksa sıkıyönetim görevlilerin bireysel davranışları olabilir. Tamamen keyfi olarak vermemiş olabilirler. Hesap soracak bir mekanizma bir hukuk sistemi olmayınca keyfi davranmış olabilirler. Cenazeyi teslim alan yüzbaşının bugün bile ‘korunduğunu’, Ankara Orduevi’ne girip çıkan bir emekli albayı devletin ‘bulamadığını’ düşünürsek ‘keyfiliği’ anlayabiliriz.

- İdama kadar uzanan mahkeme sürecine daire çok sayıda belgeye ulaştınız. Onlara ulaşmak günümüz şartlarını düşünürsek kolay oldu mu? Yoksa bürokrasi engelleri çıktı mı karşınıza?

E.D: Belgelere ulaşmak umduğumuzdan kolay oldu. Biz aslında belgelerin peşinde değildik. Veysel’in verilmeyen veda mektubuna ulaşmak istiyorduk. Mektubun mahkeme dosyasında olabileceğini düşünüyorduk. Tek başına mektubun istenmesi durumunda verilmeyeceğini varsayarak ‘bilgi edinme yasası’ doğrultusunda dosyanın tamamını Genelkurmay Başkanlığı’ndan istedikÖnce ‘fotokopi parasını yatırın verelim’ cevabı geldi. Yatırıp makbuzu gönderdiğimizde ‘istek sahibinin Veysel Güney’in akrabası olduğunu kanıtlayın’ dediler. Aile bizim avukatlarımıza vekalet vermişti. Bunu da kanıtladık. 299 sayfalık dosya böylece avukatlarımıza ulaştı. Mektubun da içinde olduğu dosyadan inanılmaz belgeler çıktı. 12 Eylül’ün neredeyse her yönünü yansıtan belgelerdi bunlar. Genelkurmay daha sonra iade-i muhakeme başvurusu yapacak olan avukat arkadaşlarımıza ciddi engeller çıkarttı, avukatlarımızı baroya şikayet etti.

-Yola çıkarken bir belgesel fikri ya da elde edilen kayıtları-belgeleri arşivleme fikri var mıydı? Kitap fikrine ve kitap yayınına uzanan süreci özetler misiniz?

E.D: Böyle bir niyetimiz yoktu. Çünkü bu kadar çok belge ve bilgiye ulaşabileceğimizi düşünmüyorduk. 25 yıldır kayıp olan bir mezar ve mektuptan söz ediyoruz. İdam edildiği gün bile yanlış hatırlanan bir devrimciden. Arama çalışmaları, dosyanın ve belgelerin ortaya çıkışı derken ciddi bir birikim oluştu. Bu birikimi paylaşmak gerektiğini düşündüm. Ve arama sürecinde yaşananların pek çoğuna bire bir tanıklık ettim. Bütün bunlar kitap fikrini ortaya çıkardı.

 

 

Anahtar Kelimeler: Veysel GüneySizin Veysel

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV