19 Ağustos 2017 Cumartesi

ZAMANA YENİLEN ŞEHİRLER

BEDİR SOLMAZ’IN SÖYLEŞİSİ

26 Nisan 2013 Cuma 19:36
ZAMANA YENİLEN ŞEHİRLER
 Akademisyen-ressam İbrahim Çoban ile Mersin ve tarihi kentler üzerine konuştuk

 

 

Mersin İmece kent söyleşilerine bugün, Altamira Sanat Galerisi’nde sergi açan akademisyen ressam ve fotoğrafçı İbrahim Çoban’ı konuk ettik. Halen Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak çalışan Çoban, ilk kez geldiği Mersin’i bir fotoğrafçı ve ressam gözüyle değerlendirdi. Çoban, İstanbul ve Konya gibi imparatorluklara ev sahipliği yapmış kentlerdeki değişimi ve bu değişimin resimlerine yansıyışını da ‘tarihsel’ gerçeklerle anlattı.

-İbrahim Bey, öncelikle Mersin’e hoş geldiniz ve nasıl buldunuz?

-İbrahim Çoban: Hoş bulduk, Türkiye’nin bu güzel şehrine hem sanatım hem de şahsım adına ilk gelişim. Çok güzel bir şehir, çok detaylı bir şekilde olmasa da gezme şansım buldum. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Fotoğraf derslerine de girdiğim için bir ressam ve fotoğrafçı gözüyle, Türkiye’nin değişen yeni yüzünü bu şehirde de gördüm. Özellikle ilgi alanım olan kültürel mimari mirasımızı bugünkü durumunu şehir merkezindeki birkaç yapıyla da olsa fotoğrafladım. Güzel şeyler yapılıyor ancak bu konuya ilginin biraz daha fazla olmasını bekliyorum. Tarihsel dokunun üzerindeki günümüz ilavelerinin, doku uyuşmazlığı nedeniyle beni biraz rahatsız ettiğini söyleyebilirim. Her an cıvıl cıvıl hayat dolu bir şehir.

-Bugün için bile yer yer en son ve pahalı bir uğraş olarak kabul edilen resim sanatı içerisindeki serüveniniz nasıl başladı?

-İ.Ç: Bu serüvenin ne zaman ve nasıl başladığını kesin olarak belirlemek çok zor. Ancak benim hatırlayabildiğim ve de hayatımın gidişatını değiştiren ilk olay ilkokul beşinci sınıfta yaşandı.1970’lerin Türkiye’sinde bugünün popüler tabiriyle Ankara’nın varoşlarında yaşam mücadelesi içerisinde bir ilkokul sınıfında bir çocuk fen bilgisi dersinde kitaptaki bir resmi kopya ediyor. Kopya edilen bu resim sınıf panosuna asılıyor. Raziye hoca bu öğrencinin elinden tutuyor ve Tülin hocaya götürüyor. Tülin hoca öğretmen lisesinin verdiği sanat birikimiyle sanat malzemesinin zor bulunduğu bir ortamda tahtadaki tüm tebeşir renkleriyle ve ortada yanan Pink döküm kömür sobasının içerisinden çıkarttığı odun kömürleriyle ilk resim dersini veriyor. O günden bugüne devan eden resim öğrenme çabaları, bundan sonrada sürüp gider.

-Bir sanatçı olarak Mersin sanatseverlerinin sizin sanatınızı ve resimlerinizi daha yakından tanıyabilmeleri için resim anlayışınızdan kısaca bahseder misiniz?

-İ.Ç: İlk dönem çalışmalarımı iki boyutlu ortamlara yansıtabilme çabalarını oluşturdu. Daha çok gecekondular ve gecekondu bölgesi yaşamını ana tema olarak işledim. Özellikle 1950’lerden sonra gecikmiş endüstri devrimi ve aşırı hızlı nüfus artışı; düzensiz, plansız, yoğun, anarşik kentleşme gibi sorunlara sebep olmuştur. Ortaya çıkan büyük konut açığı, gerekli ekonomik ve yönetimsel önlemlerin alınmaması nedeniyle, yapsat düzeni, kalfa yapıları, kaçak yapılar ve gecekondularla yeni, fakat anarşik bir anonim mimarlık yaratmıştır.

Anadolu şehirlerinin çoğu, 50’li yıllarda başlayıp 70’lerde ivme kazanan ve 80’lerin liberalizmiyle tırmanan bir süreçle, toplam yarım asırlık bir süre içinde, tarihi dokularını kaybetmiştir. Şehirlerini 2. Dünya Savaşı’nın yıkımından korumayı başarabilen bu ülke, tarihi kentlerini kendi eliyle yok etmeye başlamıştır. Türkiye'de şehirler, betonarmenin hızla istila ettiği ‘kent’ler haline gelirken yerlilerini de kaybederek kendilerine her gün biraz daha yabancılaşmıştır. Sadece İstanbul’da yüzeli yıllık bir süreç içerisinde 1650’den fazla yalı ve sahil sarayı yok olmuştur. Türkiye’nin diğer kentlerindeki bilinçsiz yaklaş ise düşünülememektedir.  Modernleşen Türkiye’ de, kültür tarihimiz açısından, 1940’ların görüntüsü artık yoktur. Modernleşme ve betonlaşma salgısı peşinden yetemeyeceğimiz bir hızla konakların yerini apartmanlara, bahçelerin yerini fabrikalara dönüştürmüştür. Yüzlerce yıllın yok edemediği Tarih kokan kentlerimiz, ellerimizle bir bir yok olmaya başlamıştır. 2005 yılından itibaren resimlerimde yeni bir dönem şekillenmeye başladı. Bu dönem Anadolu’nun bakılan ama görülemeyen değerlerinde ortaya çıktı. Bu değerleri; görev yaptığım bölgedeki tarih; yıkılıp giden virane evler, kiliseden camiye çevrilmiş dini yapılar, Anadolu Selçuklu döneminin en ihtişamlı dini yapıları camileri, mescitleri, külliyeleri, medreseleri, dergâhları, türbeleri, hanları, bedestenleri, hamamları, Niğde Saat Kulesi, Niğde Kalesi ve sivil mimari dokusu oluşturmuştur. Geleneksel mimari formlar, resimlerimde, başka bir hayat bulur diye düşünüyorum. Şehrin farklı yerlerindeki yapılar, masalsı bir kurguyla yan yana gelip başka başka dünyalar oluştururlar. Onlar artık görsel bir dilin sanata yansımış hikâyeleridir. Belki de bir anlamda tarihe sahip çıkıştır.

-Resme özel ilgisi olan çocuklar için, ailelere önerileriniz nedir?

-İ.Ç:Küçük yaşlarda resme karşı eğilimleri fark edilen çocukların bu eğilimlerinin zorlama, koşullandırma ve örnekleme olmadan oyunsu bir yapı içerisinde teşvik edilmesi gerekir.  Hayatın içerisinde sanat, bir hobi, bir dinlenme aracı, bir psikolog rolünü üstlendiği vakit bir anlam kazanır. İlerleyen yıllarda yeniden oluşum süreci ve yeni ürünler ortaya koyma düşüncesi ileri aşama uygulamaları olarak ortaya çıkar. Özellikle gelişim döneminin sonlarından itibaren ileri bir safhada olan resim yeteneği ve uygulamaları eğitim açısından desteklenmesi gerekirse özellikle birey istediği için akademik bir eğitim aldırılabilir. Bu eğitimi alma yolunda koşulsuz destek verilebilir. Son yıllarda özellikle ülkemizde bireyin bir meslek olarak sanat eğitimini alması eskiye oranla daha az eleştirisel olmuştur. 

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV