23 Kasım 2014 Pazar

EMEKÇİDEN GREV ÇAĞRISI

' MERSİN' DE DEPREM RİSKİ BÜYÜK '

ERKAN DEMİR ; BİZE GÖRE BÖLGEMİZ 1. DERECE DEPREM KUŞAĞINDADIR

31 Ekim 2011 Pazartesi 09:11
' MERSİN' DE DEPREM RİSKİ BÜYÜK '
BEDİR SOLMAZ -
 
Van ve çevresinde meydana gelen deprem nedeniyle kamuoyu, Gölcük depreminden bugüne dek hayata geçirilemeyen önlemlerin sorgulanmasına odaklanırken, bölgemizde ise Büyükeceli’ye kurulmasına karar verilen Akkuyu Nükleer Santrali’nin yaratacağı olası tehlikelerin ürküntüsü vatandaşların korkulu düşü haline geldi. Deprem konusunun sıcaklığıyla konuya açıklık getirmek adına yaptığımız araştırmalarda, bilim çevreleri Akkuyu Nükleer Santrali’nin kesinlikle kurulmaması gerektiğine dikkat çekerken, Akdeniz Bölgesi’nin 3. ve 4. değil, 1. derecede deprem kuşağında yer aldığı yolundaki tezler, Akdeniz Havzasını tehdit eden tehlikenin boyutunu doruk noktaya çıkarıyor. Bu konuya biraz olsun açıklık getirmek için İmece kent söyleşilerine Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin Temsilcisi Erkan Demir’i konuk ettik. Başta Mersin ve çevresi olmak üzere Akdeniz Bölgesi’nin geçmiş tarih sürecinde yerle bir olduğuna dikkat çeken Erkan Demir,” Dünyaya teknolojik liderlik yapan Japonya bile doğanın karşısında ne yazık ki depreme yenik düşmüş, ilk nükleer felaketini yaşayarak bu konuda teknolojik olarak dünyanın nükleer santrallere hazır olmadığını göstermiştir” diyor.
-Sayın Demir, isteseniz önce doğayı yerle bir edip insanlığa çok büyük yıkımlar getirip acılar yaşatan depremi bilimsel olarak tanımlar mısınız?
-Yerküre, yaklaşık 80 kilometrelik sert bir kabukla kaplıdır. Kabuk sonrası sıvı, gaz ve akışkan malzemeden oluşur. Deprem yer içinde fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yer değiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Depremin büyüklüğü bu yer değiştirme miktarı ve hareketliliğiyle orantılıdır.
-Geçtiğimiz hafta yapmış olduğumuz görüşmede, bölgenin tarih sürecinde yerle bir olduğunu söylemiştiniz, bu konuyu biraz açabilir misiniz?
-Çukurova’nın toprak yapısı depreme dayanıklı değildir. Çünkü tabandaki malzeme dağdan taşınmış alüvyon, çakıllı kumlu bir toprak yapısından oluşuyor. Bu nedenle depreme dayanıklı değildir. Yakın geçmişte yapılan kazıların ışığında, M.S. 525 yılında gerçekleşen büyük bir deprem ile Soli-Pompeiopolis kentinin ağır hasar gördüğü ve bu deprem nedeni ile şehrin terk edildiğini; daha sonraMersin’in güneyinde yer alan Hellenic yayı üzerinde 1303 yılında meydana gelen depremin Türkiye, Lübnan, Kıbrıs, Suriye, Filistin gibi oldukça geniş bir alanda küçük-orta ölçekli deprem etkilerine neden olduğunu, 1513–1514 yıllarında da Malatya, Tarsus ve Adana’yı etkilediği belirtilen büyük ve yıkıcı etkileri olan bir depremin gerçekleştiğini anlıyoruz. 
-Dikkat çektiğiniz çok öneli diğer bir konu ise, Mersin’in kamuoyunda bilinenin aksine 3. ve 4. derece deprem kuşağında olmayıp, 1. derece deprem kuşağında olduğu yolundaki teziniz, bu kanıya varmanıza yol açan etkenler nelerdir?
-Biraz önce değindim, Mersin’in toprak yapısı Toroslardan inen kum, çakıl, alüvyon ve benzeri malzemelerden oluşuyor. Hepimiz biliriz ki, kentimizde yapılan 2 metrelik bir temel kazısında karşımıza su çıkar. Böylesi yumuşak bir malzemeden oluşan tabakanın depreme dayanıklı olması düşünülemez. Depremi meydana getiren fay hatlarına göz atacak olursak, Mersin’e yakın alanlarda Orta Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu, Ölü Deniz Fay Zonu ve Akdeniz’de bulunan Kıbrıs Fay Zonu’yla kuşatılmış durumdadır. Yaklaşık 300 km. uzunluğundaki Ecemiş Fayı ise bölgenin tam ortasından geçmektedir. Bu olgular göz önüne alındığında Mersin ve çevresini 3. ve 4. derecede deprem kuşağında değerlendirmenin mantıklı bir açıklaması yapılamaz. Bize göre bölgemiz 1. derce deprem kuşağındadır. Tezimizi destekleyen ana veriler ise, tarih sürecinde yaşanan depremler başta olmak üzere, son olarak Ecemiş Fay hattı merkezli 1940 tarihinde 5,8 büyüklüğünde bir deprem yaşanmıştır. Anılan depremlerin tekrarlama periyodu 500-800 yıl arasında olup, uzun dönemdir suskun olan bu fay hattında büyük bir enerji birikiminin olduğu ve bu enerjinin açığa çıkması ile fayın ciddi hasarlara yol açabilecek bir depremi yaratacağını düşünmekteyiz.
-Akkuyu Nükleer Santrali’ni kurmaya karar veren irade bu gerçekleri bilmiyor mu, Jeoloji mühendisleri olarak bu konunun neresindesiniz?
-Akkuyu’da kurulacak olan nükleer santral için 35 yıl önce 1976 yılında bir yer lisansı alınmıştı. Bu kapsamında yapılmış yerbilimsel veri ve değerlendirmeleri, bu günkü veri ve bilgiler ışığında geçerli görmek; güncellenmeyen yer lisansını kabul etmek mümkün değildir. Dünyaya teknolojik liderlik yapan Japonya bile doğanın karşısında ne yazık ki depreme yenik düşmüş, ilk nükleer felaketini yaşayarak bu konuda teknolojik olarak dünyanın nükleer santrallere hazır olmadığını göstermiştir. Doğaya meydan okuma macerası enerji ve kar etme hırsı felakete uğrayan esas acıyı çeken Japonya halkının ödediği ve gelecekte ödeyeceği bedellerle sonuçlanmıştır. Japonya gibi nükleer santral yapımında dünyanın en gelişmiş teknolojilerini kullanan ve her an depreme hazır bir ülke ile mevcut gerçekliliği açısından ülkemizi karşılaştırmak yaşanacak felaketler açısından düşünce sınırlarımızı zorlayacaktır. Tüm bu gelişmelerin, Türkiye‘nin Akkuyu‘da kurmaya çalıştığı nükleer santral için çok önemli bir uyarı niteliğinde olması beklenirken nükleer santral kurma inadı sürdürülüyor.
-Bu saptamaların ışığında, biraz da günümüz Mersin’ ve deprem olgusuna bakalım mı?
-Yukarıda değindiğimiz verilerin ışığında Mersin’e baktığımız zaman, 3. ve 4. bölge deprem kuşağında yer alıyor denilse de, yapılaşma ve şehirleşme kurgusu göz önünde getirildiğinde kent olarak bu durum çok daha vahimleşip 1. ve 2. derece deprem kuşağında uğranılan zararı görmeye aday oluyoruz. Mersin’in yapısına baktığımızda bunu şu bakımdan iddia edebiliriz. Adana Mersin yapısal olarak deniz kıyısında konumlanan kentleriz. Tabandaki malzeme de dağdan taşınmış alüvyon, çakıllı kumlu bir toprak yapısı hakim. İşte şehir yapılaşmasında en büyük problemlerden birisidir. Bu zeminler üzerinde uygun olmamasına rağmen 10 katın üzerinde birçok bina yapılıyor; bir başka olgu inşaatlar çok hızlı tamamlanıyor. Yapılması çok zor olan binalar bile 3-4 ay içerisinde dikilip karşımıza çıkabiliyor. Mersin’in bir diğer özelliği de, bir tarafta çok katlı binalar diğer yanda varoş diye tabir edilen 1 veya 2 katlı yapılardan meydana gelen çarpık kentleşmeden oluşması. Burada çağdaş şehirciliğe aykırı bir durum söz konusu, bu da ciddi problemler yaratıyor. Konut kalitelerinin gücü konusunda tereddüdümüz var. Bunların bir an önce elden geçirilmesi gerekiyor. Bizim olası bir depremde en büyük can kaybı yaşayacağımız binalar 1 ve 2 katlı binalardan kaynaklanacaktır. Çünkü ortada ciddi bir yapı yok. Birçok depremzede aynen böyle yerlerde kafasına düşen kiremitle yaşamını yitiriyor. Burada sorumluluk sahibi ise yerel yönetimlerdir. Ama yerel yönetimlerin yalnız olduğunu da düşünmüyorum. Organizasyon boyutunda görev alıp yerel yönetimlerin sivil toplum örgütlerini ve meslek kuruluşlarını da içine alan bir çalışmayla bir etkinliğe girmesi, birçok hayatı kurtarabilir. Ancak yetmez, kenti bir şekilde dönüştürüp yenileştirsek bile okul, hastane ve yurtlar da sağlam değil. Sıralamada öncelik hizmet binalarına verilmelidir. Zira hastaneler olmazsa afet anında kayıplar kat kat artar. Bunların bir an önce elden geçirilmesi gerekiyor. Normal konutlara göre kamu kurumlarının durumu içler acısı. Diğer taraftan bilinçli bireyler yetiştirilmeli. Bu çok zaman alacak bir durum. Var olan bilincin kaynağı ise yaşadığımız acı olaylar olmuştur. Aslında risk olan deprem değil, bu yanlış yapılandırılmadır. Bu kenti bu noktaya getiren, yerel yönetimler, mühendisler ve biz tüketicileriz. Bu konuda bizler çok ciddi bir risk üzerinde yaşamımızı sürdürüyoruz. 2006 yılından bu yana akademik çalışmalar yapıp kamuoyuyla paylaşıyoruz. Burası defalarca yerle bir olmuş bir yer. Mersin’de çok büyük bir deprem riski var. Yakın bir zamanda yaşanabileceğini net bir şekilde söyleyebiliriz. Deprem öncesi önlemlerin alınması gerekiyor. Deprem artık sıradanlaştı. Birçok insanımız bunu kanıksamış durumdalar. Hükümetin ve halkın dikkatini çekmek için toplantılar, açıklamalar etkinlikler düzenledik, ancak bir türlü bilim insanlarını ve siyasilerle birleştiremedik. Mevcut hükümet ile bazı insanların siyasi rant hesapları çalışmalarımızın önüne geçip önerilerimizin sürekli ertelenmesine yol açtı. Kaçak yapılaşma öyle bir duruma geldi ki bina dikilecek yer kalmadı. Yıkım kararı olan yerler bile yıllardır yıkılmıyor. Mersin’de örnek vermek gerekirse en ufak bir deprem bile, olası zararın birkaç kat üstünde yıkım getirir. Jeoloji Mühendisleri olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Duyarsızlığa rağmen yeni kavramları halka duyuruyoruz. Yapı denetimleri konusunda da çalışmalar yapmaya çalışıyoruz. En basitinden inşaatta kullanılan beton, demir gibi yapı malzemelerini iyileştirerek, bu yönde teşvikte bulunarak olası zararı kısmen azaltabileceğimizi düşünüyoruz. Özel yapı denetim firmalarının, inşaat sahiplerinin ve binayı alacak olanlarının bu konuda göstereceği hassasiyeti arttırmada pay sahibi olmak istiyoruz. En önemli görevlerden birisi de yerel yönetimlere düşüyor. Tüm ruhsat verme ve denetim aşamalarında sıkı takip göz ardı edilmemesi gereken bir süreç.
-Yapıların depreme dayanaklı inşa edilmesi nasıl sağlanabilir?
-Yapılar proje aşamasından başlayarak çok sıkı kontrole tabi tutulmalıdır. Zemin etüdü başta olmak üzere yapı denetimi deprem riski esas alınarak uygulanmalı, aksine hareket edenler hakkında ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Bilindiği gibi Marmara Depreminin ardından gidilen düzenlemeyle büyükşehirlerden başlayarak özel yapı denetim firmaları devreye sokuldu. Bu uygulama geçtiğimiz yılsonundan itibaren tüm yurtta geçerli kılındı. Ancak, hükümet yaptığı bir değişiklikle TOKİ’nin yapılarının uygulamadan muaf tutu; bu nasıl bir anlayıştır?  Rantsal bir yapıya dönüşen TOKİ’nin yapı denetiminden muaf tutulması mutlaka sorgulanmalıdır. Ortada böylesine çelişkili durum varken Başbakanın Van’da yapılacak yeni evleri TOKİ’nin inşa edeceğini açıklaması başlı başına bir tartışma konusudur. Bazı yerel yöneticiler bakanlığın zorunlu kıldığı zemin etüt raporu istenmesini kabul etmiyor.
Deprem konusunda hükümete ciddi görevler düşüyor; ne acıdır ki 9 yıllık bir süreçte hiçbir şey yapılmadı dersek yeridir. Bir yurttaş olarak soruyorum, depremden sonra yıkılan kamu binalarının çalışmaları nelerdir. Önemli olan durumlardan birisi de şu. Bizlerden deprem vergisi adı altında toplanan paralarla halkın yarasının sarılması gerekirken ortada para yok. Vatandaşlar ve başka toplumlardan yardım bekleniyor. Askeri bir operasyonun tatbikatında binlerce kişinin kaldığı çadır kentler kurulup, yardımlar yetiştirilirken böyle bir afet de aciz kalınıyor. Yurt dışına karşı bunun reklâmı çok güzel yapılıyor ama kendi ülkemize gelince çözüm üretmek adına eser yok. Başımızı kuma gömmekten vazgeçmenin zamanı geldi ve geçiyor artık.
-Bir de Akdeniz’de bulunan fay hatlarının olası bir depremim tetiklemesi durumunda, Japonya’da olduğu gibi tusunamiye yol açacağı konuşuluyor, bu senaryonun gerçeklik payı var mı?
-Ever doğrudur, Akdeniz Bölgesi için önemli bir tehdit de Tsunami olgusu. Kıbrıs civarlarından geçen bir fay hattı mevcut. Bu fay hattının aktifliği durumunda sonuç artık tahmin edilemez boyutlarda hasarlara sebep olabilir. Şu an için bir varsayım olarak görünse de kuvvetli bir ihtimal. En küçük ihtimalle 3 metre bir su kütlesinin gelmesi kentin yarısını sular altında bırakmaya yetecektir. 4. katta oturan insanların evleriyle ile birlikte sular altında kalması bile mümkün.  Nükleer Karşıtı Platformunun ve diğer kurumların faaliyetleri ile Mersin halkı nükleerle ilgili daha da hassas oldu. Bu iyi bir durum çünkü kamuoyu baskısı yüzde 80 i tamamlanmış bir santrali bile durdurabilir. Akkuyu Santrali de proje aşamasını geçip artık ete kemiğe bürünmüş durumda. Yatırım noktasında devasa bir bütçe söz konusu. Van depreminde bile hazırlıksız olduğumuz ortada. Bunları gören hükümet neden bunları yapıyor anlamıyoruz.  Mersin’e dönecek olursak yaşanacak sarsıntı sonrasında Akkuyu’da mimari hatadan veya başka bir sebepten oluşabilecek küçük bir sızıntıda Mersin kent merkezi etkilenmese bile en yakın çevre mutlaka etkilenecektir. Sorun sadece Mersin’de yaşayanların sorunu değil. Bu sorun bölgesel bir sorun. En azından ülkenin yüzde 50’sini etkileyecek bir sorun.  Jeoloji Mühendisleri olarak sorunun çözümüne yönelik etkinliklerimizin dikkate alınmasını istiyoruz. Hükümetin samimi bir şekilde yanı başındaki uzmanlara kulak vermesi gerekiyor. Bunu yapmadığı sürece bu acılar böyle devam edecektir. Yarın deprem olmayacak demek bir yanılgıdan ibaret olacağı için artık özen gösterilmelidir. Uyuduğumuz yeter artık.
-Son olarak, Van depremzedelerine yapılan yardım çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 -Büyük bir organizasyon bozukluğu var. Bu da gösteriyor ki depreme karşı hazırlıksızız. Oda üst yönetimimizden ekipler bölgede durum tespiti yapıyorlar. Alınan sonuçlar önümüzdeki süreçte kamuoyuyla paylaşılacaktır. Temel ihtiyaç maddelerine yönelik biz de yardım topluyoruz. Toplanan yardımları birileri aracılığıyla değil, oda olarak nokta teslimi yapacağız.
Deprem bir doğa olayıdır ve her zaman kaçınılmaz olarak meydana gelecektir; bizlere düşen sorumluluk karşı önlemleri gerektiği ölçüde alıp, can ve mal kaybını asgariye indirmektir.
 
 

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV